Büyük Usta: Ziya Taner

17 Temmuz 2001 günü kaybettiğimiz, başarılı teknik direktörlerimizden Ziya Taner, 1959-1960, 1966-1970, 1974-1975 sezonlarında kulübümüzde görev yapmıştı. 1967-1968 sezonunda yaşanan 2. lig şampiyonluğunun mimarı da olan Taner, ünlü spiker-gazeteci Ercan Taner’in de babasıdır.

Ziya Taner’in 1970 senesinde Fotospor Dergisine bir röportajı çıkmıştı, Nerede ise 50 sene önce yazılan bu yazıyı, Türk futbolunun o günkü durumunu bu günlerle mukayese yapabilmeniz, aynı zamanda  Ziya Taner hocamızı da saygı ile anmak adına yayınlıyoruz.

1974-1975 sezonu kadromuz toplu halde. Alttan 1.sıra : Masörümüz, Raşit Çetiner, Yavuz Bentürk, Suat, Hayrettin Deniz. Altan 2.sıra ; Kemal Açmaz. Müjdat Karanfilci, Raşit, Antrenör Ziya Taner, Faruk Kurtulmuş, Ömer Ünal, Zafer, Alttan 3.sıra; Onur Belge, Erkan, Sefer, Sezer Güler, Ahmet, Yılmaz, Üst sıra. Kostantinos Sinas, Mehmet Sülün, Fettah Dindar, Celal, Tayfun, Tahir Temur . Yöneticilerimiz ile.

TÜRK FUTBOLU İÇİN EN BÜYÜK TEHLİKELERDEN BİRİ DE BİLGİSİZ YÖNETİCİLERDİR.

Türk Sporunun ve özellikle de futbolunun sorunları o denli çok ki, hangi konuya el atılsa kolayca “Sermaye” bulunuyor, görüntülerin ardındaki gerçekler olanca soyutluğuyla gün ışığına çıkıyordu. İşte, bu sorunlara eğilmeyi. Kendisine titizlikle iş edinen derginiz FOTOSPOR bu haftada, adı başarıları kadar duyulmamış fakat başarıları fırtınalar koparmış bir antrenöre söz tanımıştı.

Cem Atabeyoğlu, Odhan Baykara, Volkan Yarman ve Düşvar İyiiş, Hayati Telgeren ve Aziz Bukey’in konuştukları bu konuk, İstanbulspor antrenörü Ziya Taner’di. 46 yıl önce Üsküp’de doğan, bir yandan Makedonya takımında futbol oynarken bir yandan da Coğrafya Öğretmenliği diplomasını alan, futbolu bıraktıktan sonra Üsküp’de ki antrenör kursuna üç yıl devam eden Ziya Taner, 11 yıl önce Türkiye’ye gelmişti.”Çalıştırdığım takımın bir maçından sonra Yugoslav antrenörler Türk olduğum için küfür etmişlerdi. Bu yüzden küçük yaştan beri özlemini çektiğim ana vatana geldim” Diyen Ziya Taner, ilkin İstanbul Amatör Kümesinden Vardar Takımını çalıştırmış, daha sonra Beşiktaş Genç takımının başına getirilmek istenmişti. Ama İstanbulspor Ziya Taner’i kapıyor, bir yıl sonra da Ankaragücü O’na kapılarını açıyordu, Ankara’da 6 yıl kalan Taner, yeniden İstanbulspor’a dönmüştü.

İşte kimliğini kısaca böyle anlatan ve antrenör kurslarında öğretmenlik bile yapan Ziya Taner, futboldan yana gerçekten dertliydi. Aşağıda, Taner’le yapılan konuşmayı okuyacak ve futbolda yokluğumuzun nedenlerini bir kez daha gün ışığına çıkaracaktı.

Kendi kendimize bıkıp usanmadan “niçin futbolda yerimizde sayıyoruz?” diye sorup duruyoruz. Ülkemize gelen yabancı futbol adamları ise “sizde ham madde var, bunu işlemesini bilmiyorsunuz.” derler. Sizin bu konuda ki düşünceleriniz nelerdir?

Bence, futbolda ilerlemiş ülkeler bu işi “ekol” haline getirmişlerdir. Adamlar önce 11-13, 13-15 ve 15-18 yaş arasında ki gençleri mahalle mahalle, sokak sokak arayıp buluyorlar. Sonra bunları yetiştiriyorlar. Ve bunu futbol federasyonları gerçekleştiriyor. Örneğin Yugoslavya’da Futbol federasyonunun bir baş antrenörü ve ona bağlı yardımcıları var. İşlerine kendilerini veriyorlar ve görevlerine asla kayırma ile getirilmiyorlar. Oysa herkes biliyor ki bizde böyle bir çalışma düzeni yok.

Milli takımımızın başarısızlığını da bu nedene bağlaya bilir misiniz?

Elbette, biz diyoruz ki “Rusya kuvvetli takım, iyi hazırlanalım, Fas bizim ayarımızda değil, nasılsa yeneriz” Oysa bu yanlış bir düşünce. Sonra, hazırlanma biçimimiz de kötü. Milli maçtan önce bilemediniz 5 antrenman yapılıyor. O da tam kadro ile değil. Bu düzen bizi elbette başarıya götürmez. Ben derim ki, Milli takıma çağırılacak futbolculara, kulüplerin antrenörleri Milli Takımın sistemine uygun özel antrenmanlar yaptırsınlar. Ve öyle de olması gereklidir.

Asında, antrenman başlı başına bir sorundur. Şimdi, siz ülkemizde takımların modern futbolun gereklerine uyarak hazırlandıklarını söyleyebilir misiniz?

Asla… Örnek olarak kendi takımımı alayım. Bir kere antrenman sahamız yok. Çok takımların da yok. Bu yüzden haftada üç antrenman yapabiliyoruz. Diyelim ki program yapmışsınız, O gün üç saat çalışmanız gerekli. Ama saha size iki saat için verilmiş. Şimdi ben sorayım. Modern futbolda haftada üç antrenman yeter mi? “Yetmez” Diyeceksiniz elbette. Yetmeyince de takımlar istediğimiz futbolu oynayamazlar.

 

Saha sorunu gerçekten önemli. Pekii… Şu yüz binlik stad işine ne dersiniz?

Gülerim vallahi. Bir dolu takımın doğru dürüst çalışacak sahaları yok. Sonra çıkıp o yüz binlik stad da kim oynayacak? Buna bence “büyük bir fantezi” denir. Yüz binlik stada harcanacak para ile 10 tane küçük saha yaptırılsa çok daha mantıklı davranılmış olur.

Diyelim ki stadları yaptılar. Araçları da verdiler. Ama Yine beklenen başarı sağlanamadı. Bunun sorumluluğunu kimda arayacağız?

Bizlerde yani antrenörlerde. Çünkü elinde olanakları bulunan antrenör o koşullarda takımına iyi futbol oynatır. Ama bizde gerçekten değerli, işini seven antrenörlerimizin yanında bir de mesleğimizin bezirganları var ki, ne yazık ki bunların sayıları da çok. Sonra bir önemli konu daha var. Antrenörlerin pedagojiyi çok iyi bilmesi gerekir. Bizde böyleleri de çok değil. Pedagojiyi bilmeyeceksin, ahlaklı olmayacaksın, işini baştan savacaksın, gelişen futbolu incelemeyeceksin ve “ antrenörüm’’ diye geçineceksin. Olmaz böyle şey.

Ülkemizde, özellikle büyük kulüplerde antrenörler sık sık değişir. Bu zararlı değil midir?

Çoook… Bir kere antrenörün futbolcuları tanıması, onları kendi teknesinde yoğurması için en azından bir yıl gereklidir. Bundan sonra, mayasını kuracak, semeresini toplayacak. Kısaca antrenör en azından 3-4 yıl çalıştırmalıdır takımı.

1967-1968 2. lig şampiyonluğunda Ziya Taner şeref turunda.

Modern futbolun gerekleri, bugünkü takımları tek antrenörün çalıştırmasını yeterli kılar mı?

Asla… Bakın bir örnek vereyim. Yugoslavya’nın güçlü takımlarından Kızılyıldız’da bir baş antrenör, 9 tane de yardımcısı vardır. Oysa örneğin Fenerbahçe’de gerçek anlamıyla tek antrenör var. Yetişmez bu. Yetişmediği içinde Edirne’nin ötesine geçince boyumuzun ölçüsünü alırız. Sonra bir önemli sorun daha var. Yöneticilerin işgüzarlığı… Ben Yugoslavya’da futbol oynarken kulübün yalnız muhasebecisini tanırdım. Yöneticiler teknik işlere asla karışmazlardı. Vatanımızda ise futboldan anlayan da anlamayan da işe karışıyor. Bakın bir örnek vereyim. Ben Ankaragücü’nü çalıştırırken Sabri Kiraz da teknik direktördü ve gençlere önem vermişti. Şimdi Türkiye liginde oynayan Fenerbahçe’li Şükrü, Ziya, Levent, Yavuz, Ankaragücü’nden Selçuk, Doğan ve Aydın ve daha bunlar gibi niceleri o zaman Ankara genç karmasında idiler. .. Sabri Hoca ile birlikte hepsini üçer beşer bin liraya Ankaragücü’ne almak istedik. Yöneticiler isimsiz diye aldırmadılar. Şimdi ise adı geçen futbolcuların nerelerde oynadıklarını ve değerlerini herkes biliyor.

Bir soru daha, Türkiye’de futbolcular antrenörlerine yardımcı oluyorlar mı?

Ne gezer. Türkiye’de futbolcu kendisi için oynar Gerçekte bunun suçu biraz da seyircidedir. Çünkü çalım atanı alkışlıyor seyirci. Bu yanlış. Çalımı sonuca gidecek biçimde atan alkışlanmalı ve futbolcu da şımartılmamalı. Ama öyle olmayınca topu ayağına alan çabucak çıkarmıyor. Ayrıca pası verince de işinin bittiğini sanıyor. Oysa topla hızlı olmak kadar önemli bir başka nokta daha var. Topsuz oynamak. İşte bunu yapanlar çok az ülkemizde. Size bir örnek vereyim. Helsinki Olimpiyatlarında hesaplamışlar, maçların ayağında en fazla top tutan futbolcu ünlü Puşkaş olmuş. Ama o da en çok 2,5 saniye tutuyormuş topu. Bizde ise örneğin bir Yusuf, bir Nedim topu aldı mı dakikalar geçiyor.

Acaba, yerli antrenör-yabancı antrenör konusunda diyecekleriniz var mı?

Hem de pek çok. İlkten, futbolumuza yerli antrenörlerimizin kişilik kazandıracağı inancındayım. Yabancılardan vazgeçmeliyiz. Hiç olmazsa rastgele yabancı antrenör getirtmemeliyiz. İyilerinin de değerini bilmeliyiz. Örneğin bence Türkiye’ye gelen en iyi Yugoslav antrenörü Çiriç’ti. Ama Beşiktaşlılar değerini bilemediler.. Bizi ancak biz iyi anlarız. Şimdi diyeceksiniz ki “genellikle puan cetvelinde onların çalıştırdığı takımlar başta.“ Pek tabi öyle olacak ellerinde geniş imkânlar var.

Son yıllarda önemli bir sorun da Anadolu’da futbolun yayılması oldu. Örneğin Eskişehir, Bursa, Samsun, Mersin güçlendiler Bundan ileri gidebilirler mi?

Elbette giderler ama federasyon bu kulüpleri genç takım kurmaya zorlarlarsa. Böylece yetişecek öz Samsunlular, Öz Eskişehirliler, Öz Bursalılar takımlarını daha güçlü kılarlar. Ayrıca kulüpler de transferde kasasının dibine darı ekmekten kurtulur.

Bu yılki şampiyonluk için ne dersiniz?

Bence Türkiye liginde bu işi Fenerbahçe aldı götürdü. Belki Eskişehirspor kendisini zorlar. Türkiye ikinci liginin beyaz grubunda Balıkesirspor, kırmızı grubunda da Denizlispor’u çok şanslı görüyorum.  Üçüncü lig için bir şey diyemem çünkü takımların güçleri hakkında bilgim yok.

Sayın Taner, diyelim ki Federasyonumuz çok planlı çalışmaya başladı, genç takım konusuna önemle eğildi, saha sorunlarımız ortadan kalktı, iyi ve çalışkan antrenörlere görev verildi, şike ve doping ahtapotundan kurtulduk, bol bol çim sahalara kavuştuk, Avrupa’da söz sahibi olmamız için kaç yıl beklememiz gerekir.

Tüm bu dediklerinizin daha uzun yıllar boyunca ülkemizde gerçekleştirileceğine inanıyor musunuz?

 

One thought on “Büyük Usta: Ziya Taner

  1. Mortaş rahmetli olunca genç takımı çalıştırmayı anında bıraktı alt yapının kapasitesiz calistiricilarin eline bıraktı ve kulübün gerçek güç merkezi olan genç takımın kalitesinin yok olmasına sebeb oldu 50 yıl geçti allah günahını affetsin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir