10 Ağustos 2003 Tarihi Fenerbahçe Maçının Hikayesi (3.Bölüm)

– O bakımdan size büyük bir iş düşüyor. Yılların tecrübesiyle oyuncuları bu duruma hazırlayabilmek gene size kalıyor.

“Çok net bir şekilde bilinen bir gerçek, oyunculuğumda da yaşadım, antrenörlüğümde de yaşıyorum bunu: Büyük takımlara karşı oynarken oyuncuları çok fazla motive etmeye gerek yoktur. Çünkü oyuncular o maçların piyasa maçları olduğunu bildikleri için, atmosferin hep aradıkları gibi olduğunu  yaşadıkları için o maç üzerinde yoğunlaşabiliyorlar, dolayısıyla performanslarını üst düzeye çıkarmaları daha kolay oluyor, Bugün olduğu gibi, kırılma anlarım da lehe çevirince, yetenek olarak da fizik olarak da kapasitelerinin üstünde görüntüler verebiliyorlar.  Bu görüntüleri alıp takıma Adanaspor maçında bunları daha net, gerçekçi ve sabırlı olarak yapabiliriz dediğinizde olumlu etkileniyorlar, ‘Biz zaten iyi takımız. Fenerbahçe maçında da bunu gösterdik. Rakibi şöyle oynayıp yeneriz’ diye düşündüğünüz andan itibaren en basit maç bile kabusa  dönüşebiliyor.”

-Maç öncesinde çok soru işareti vardı kafanızda. Yapılacak başlangıcın çok önemli olduğunu söylediniz hep. Çok net, beklenmedik, güzellikte bir sonuç aldınız, harika bir oyun sergilediniz. Daha önce “ İstanbul spor gibi oynayabilirsek bütün endişelerimiz dağılacak “ demiştiniz. Ayrıca Pini, Cem ve Aytekin’le ilgili kaygılarınızın dağıldığını sanıyorum. Şimdi şöyle düşünelim istiyorum: İstanbulspor, Adanaspor karşısında da aynı oyunu sürdürerek hem hızla forma girmeye, hem de istenen takım ruhunu yansıtmaya başladı. Siz örneğin ligin on ikinci haftasına geldiğinizde yirmi puanı cebinize koydunuz, gayet iyi durumdasınız. O zaman endişeler nedeniyle hesapçı davranmaktan vazgeçmeniz gerekecek, belki de çok daha rahat hareket edebileceksiniz. Böyle bir durumda takımımız için neler yapmak istersiniz?

“Pini ile ilgili bir şeyler söyleyeyim. Açıkçası, onun neler yapabileceğini pek kestiremiyordum. Olumlu özelliklerinden söz ediyordum . Ançak oyun içinde ki performansı ve sezonluk devamlılığı  konusunda sıkıntılıydım, henüz endişelerimi gidermiş değilim, bekleyip görmek gerek . İyi atmosfer, iyi saha futbolcuların iştahını tetikleyebilir, dolayısıyla Pini için de bu geçerli olabilir. Aytekin ve Cem için böyle bir kaygım yok. Onlar oyun disiplini çok yüksek oyuncular.  İstanbulspor’da benim ortaya çıkarmaya çalıştığım oyun anlayışı açısından onların çok önemli yerlerinin olduğunu düşünüyorum. Çünkü benim en sempati duyduğum oyuncu tipleri Aytekin ve Cem gibi oyuncular. İşe ciddi bakan, sahada varını yoğunu sergileyen, arkadaşlarıyla, rakiple ve oyunla kurdukları ilişkide hep pozitif düşünebilen oyuncular. Bu anlamda onların performanslarının İstanbulspor’a uyumlarıyla beraber biraz daha artması hem futbol yaşamlarında onlara hem de takıma büyük katkı sağlayacak.

İstanbulspor*la ilgili olarak da şunları söyleyeyim: Şu anda bir şekilde bizimle birlikte yaşıyorsun, görüyorsun. Sıkıntılarımızı hep dile getiriyorum. Bu sıkıntılarla beraber oyun anlayışımın da olsun sonuç anlamında olsun bir hedef ortaya koyarak gitmek, bana biraz ayakları yere basmayan bir durum olarak geliyor. Şu anda duygularımız pozitif yönde çok yoğun. İyi şeyler düşünüyoruz. Bu söylediklerin gerçekleşirse nasıl bir davranış sergileyeceğimi zaten konuşacağız.

Genel futbol anlayışımla ilgili şunu dile getireyim: Ne olursa olsun, hep en iyiyi yapmaya çalışmak. Takımımın durumu mali ve teknik yönden çok iyi de olsa, maçları tek tek değerlendirmek istiyorum. Uzun ve orta vadeli hedefler koyarak koşmak doğrudur, bunu yapanları eleştirmiyorum, ancak benim futbol yapımda her maç kendi içinde bir hayatı barındırıyor. Her maçı kazanmak zorundayız. Bugün oyunculara da söyledim, bazen üç puanı, bazen bir puanı kazanmak, bazen de kaybederken takımla ve futbola bakışla ilgili olarak bir şeyler kazanmak… Bugün Fenerbahçe maçını kaybedebilirdik, ama oyun gücümüzle ve yapabileceklerimizle ilgili pek çok şey kazanabilirdik. Hooijdonk’un maçın başındaki vuruşu gol olabilirdi, maç 1-0 bitebilirdi, ama gücümüzü test etmiş ve bir şeyler kazanmış olurduk. On maç sonunda otuz puan yapsak da, on yedi maçta elli bir puan yapsak da, bu duygum hiçbir zaman değişmeyecek, Ortaya bir hedef koymak istemiyorum. Her maçın bizim için önemli olduğunu düşünüyorum. Bunu kişisel bakışım olarak değil de kendimle olarak söylüyorum.”

-Türkiye Kupası’na bakışınız nedir? Söyledikleriniz bunu aklıma getirdi…

“geçen sene özellikle Türkiye Kupası konusunda… İlk senemde oynamayan oyunculara bir fırsat olarak düşündüm. Ligde yoğun olarak oynayan bir oyuncu gurubu vardı, bu nedenle hep değişik kadrolara yer verdim. Gümüşhane  ile berabere kaldık, Çanakkale’yi 2-0 geçtik, böyle maçlar oynadık.

Geçen sene daha ciddi bir tavır takınmaya çalıştım, ancak büyük bir şansızlık yaşadık. Çok üstün oynayıp birçok pozisyona girdiğimiz maçta mağlup olduk.  O maç aslında kupanın güzel taraflarından biriydi.

Sezona damga vuran takımlar kupa şampiyonları oluyor.  Bu sene daha ciddi olarak bakıyorum. Eğer başarabilirsek, kupada sezona damgasını vuracak takımlardan biri olabilmeyi diliyorum”

-Bir varsayımdan çıkarak bu noktaya geldik. Eyer ilk yarıda düşme kaygısını size hiç hissettirmeyecek bir puana ulaşırsanız ve ağırlığınızı kupaya vererek finale yükselmeyi,, orada da şampiyonlar ligine katılacak bir takımla oynamayı başarırsanız, UEFA ya katılabilme hakkı da elde edebilirsiniz. Bu yıl UEFA ya iki takım gidecek, kupa şampiyonu ve lig üçüncüsü, dolayısıyla ligi dördüncü ya da beşinci bitirmenin bir ödülü olmayacak. Daha sezonun ilk maçı olmasına karşın, koşullar denk gelirse, saklı bir UEFA şansınızın olduğunu söyleyebilir misiniz?

“Başa dönerek söyleyeyim. Büyük sıkıntılar içindeyiz. Fenerbahçe maçı nı üstün bir oyundan sonra kazanarak sıkıntılarımızı biraz hafifletmiş olduk sadece. Bu, antrenörlük açısından bir handikap olarak görülebilir. Ancak ben yaşadığımız gerçeklerin farkında olan bir insanım. Bugün itibariyle bu tip beklentiler içerisine girmeyeceğim. Öncelikli hedefim İstanbulspor’un yaşamasını sağlamak. Bu, biraz iddialı bir ifade oldu, ama amacım İstanbulspor’un yaşamasına katkıda bulunmak. Çünkü şu anda mali açıdan ve bağlı olunan gurubun sıkıntıları nedeniyle var olma savaşı veriyoruz. İkinci aşama olarak da takımın ligde kalması, esas hedefim budur. Belki bu, seviyeyi düşürerek rahatlamak olarak algılanabilir ama bizimle beraber yaşayan bir insan olarak bunları daha rahat gözlemleyebileceksin. Uzun lig maratonunda inişler-çıkışlar olacak. Bunların olduğu dönemde mali sıkıntılar varsa ve yaşama savaşı veren bir kulüpteyseniz sıkıntılar daha da büyüyebiliyor. Başarılar ve başarının getirdiği motivasyon artmıyor. Bunları biliyorum. Bunlar yaşanır mı yaşanmaz mı onu bilmiyorum. Buradan yola çıkarak şu anda ne UEFA Kupanı düşünebilirim, ne de ligde beşinci olabilmeyi. Sadece kulübün yaşamasını istiyorum. İstanbulspor’un olmayan tesisleriyle, olmayan seyircisiyle, olmayan desteğiyle ligin renklerinden biri olduğunu düşünüyorum. Bu tabii İstanbulspor’la  yaşadığım için sübjektif bir görüş olabilir.

Ligde kalırsak bir umut gözüküyor: Grup sıkıntılarından kurtulup destek sağlayabilir ya da İstanbulspor özerkliğini kazanabilir ve başka bir grubun veya İstanbul Erkek Lisesi Vakfı’nın altında yaşayabilir. Bunun tamamen bizim ligde kalma başarımızla orantılı olduğunu düşünüyorum. Bu olaylar olursa asla hayır demeyeceğim, ben her maçı tek tek ele alıyorum. Böyle olunca şampiyonluk da olabilir, UEFA Kupası’na katılabilmek de, ama esas itibariyle ayaklarımızı yere basarak İstanbulspor’u hem kulüp olarak hem de ligde yaşatmaya çalışan insanlardan biri olmak istiyorum. Bunları ilerleyen haftalarda konuşacağız.

Umarım, her şeyden önce, devam edebiliriz,  çünkü basında “İstanbulspor ne olacak?” diye çıkmış yazılar vardı. Üç hafta sonra kulübün kapısına kilit vurulabilir, her şey olabilir. Uzun vadeli planlar yapmak yerine, günü kurtarmanın peşindeyiz şu anda. Tavla güzel bir oyundur, otuz altıda bir olan bir zar vardır, onu beklersiniz ve gelir. Bizim durumumuz,  sportif anlamda değilse de, kulübün geleceği açısından biraz oraya doğru gidiyor. O noktaya gelirsek o tek zarın peşinde olacağız, ondan sonra da sportif anlamda bir amaç belirleyebilirsek onu gerçekleştirmeye çalışacağız.”

-Şu anda Fenerbahçe maçının büyük yorgunluğunu taşıyorsunuz. Mutluluğunuzu paylaştınız, takımınızı değerlendir- diniz. Fenerbahçe açısından nasıl bakıyorsunuz geceye?

“Aklıma klişe sözlerden başkası gelmiyor. Bir fikir üretecek durumda değilim şu anda. Ne kadar Fenerbahçeli olsam da, sorumluluklarımın da, yoğunluklarımın da farklı yönde olduğunu düşünüyorum.  Bugünkü maçla ve yakın gelecekle ilgili şunları  söyleyebilirim: Fenerbahçe’nin kariyeri bir teknik adamı var ve  ( bu maçın sonucu ne olursa olsun) Fenerbahçe  beklenmedik derecede  isabetli transferler yaptı. Bu günkü maç özellikle skor açısından bizim için nasıl ekstra bir maçsa, Fenerbahçe açısından da aynı oranda ekstra bir maçtı. Fenerbahçenin düzenini korur,  belki bir iki oyuncuyu daha kadrosuna katarsa , önünün  açık olacağını düşünüyorum., Zaman zaman şansın yardımıyla, kimi zaman da yetenekleriyle arka arkaya kazanabilecekleri  iki üç maçtan sonra şampiyonluğun en büyük favorisi olarak görüyorum onları,”

-Buradan çıkınca ne yapacaksınız?

“Evime ya da annemlere gideceğim. Çocuklarım ve eşim Sapanca’da, Yarın sabaha antrenman koyduğum için İstanbul’da kalacağım.”

-Maçtan sonra çocuklarınız aradı. Onların tepkilerini anlatır mısınız?

“Çocuklarımdan büyük olanı, Yağmur, on yaşında, Fenerbahçeli. Yağmur, daha kolay karar verebilen, duygularını kendisine hâkim olarak söyleyebilen bir yaradılışa sahip. Küçük olan Ekin, bana olan tutkusundan dolayı ben ne düşünürsem o şekilde hareket etmeyi seviyor. Ekin önce İstanbulspor’lu, sonra Fenerbahçe’li. Yağmur daha Fenerbahçe’li.  İkisi de çok sevindiler. Benim kadar mutlu oldular. Az önce konuştum onlarla. Maçı da seyretmişler. Bu işin özü bu. Tarafsınız ama önce işiniz. İş ahlakı her şeyden önce geliyor. Çocuklarımın da bu şekilde gelişmesi… (gülüşmeler). Daha açık olmalarını istiyorum, benim gibi olmasınlar. Düşünceleriyle, tutkularıyla, beklentileriyle daha açık olmalarını istiyorum. Galatasaraylı, Beşiktaşlı da olabilirler, herhangi bir takımı da tutabilirler, ama önemli olan, düşündüklerini daha çok dile getirebilmeleri, Ben bunun sıkıntılarını yaşıyorum, umarım onlar yaşamazlar.”

-Eşinizin futbola bakışı nasıl?

“Son dönemlerde, özellikle antrenör olduktan sonra daha ilgili olmaya başladı, ama ondan önce işimle özel yaşamımı birbirinden ayrı tutmaya çalıştım. Eve iş getirmemeye çalıştım genel futbol yaşantım boyunca. Antrenörlükte de böyleydi. Ancak antrenörlükte konuşma daha yoğun yaşanıyor. Futbol oynarken arkadaşlarınla dertleşiyorsun, sıkıntılardan söz ediyorsun. Antrenör olunca bu sıkıntıları konuşabileceğin çok fazla insan yok. Ancak yardımcılarınla bazı şeyleri paylaşabiliyorsun. Pek çok şeyi eşinle paylaşmaya doğru yönelebiliyorsun (gülüşmeler). Son zamanlarda eve iş taşımaya başladım.”

— Yaklaşımı nasıl? Destek oluyor mu?

“Benim takıma da yansıtmaya çalıştığım gibi, bizim ailemizde, çok şükür ki, olaylara olumlu tarafından bakma eğilimi daha fazla. Olayları abartıp bayağılaştırmak yerine, olumlu tarafından bakmak şeklinde destekleri oluyor.”

— Yorgun argın bu söyleşiyi yaparak duvara bir tuğla daha koymuş olduk. Çok teşekkür ederim.

“Maçtan sonrasını, daha önce söylemiştim, yenilirsek, kötü duygularla, kararmış umutlarla ve daha agresif biçimde konuşabilirdik. Galip gelirsek de bunun farklı olabileceğini düşünüyordum”

10 Ağustos 2003, Tarihi Fenerbahçe Maçının Hikayesi (1.Bölüm)

 

10 Ağustos 2003 Tarihi Fenerbahçe Maçının Hikayesi (2.Bölüm)

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir