İlk Dokunuş
Bir teknik direktörün bir takıma ilk dokunuşu, genellikle taktik tahtasında başlar. Barış Kanbak’ınki başlamadı.
2 Aralık 2025. İstanbulspor, Trendyol 1. Lig’de sezonun ortasında, 99 yıllık tarihinin en genç teknik direktörlerinden birini göreve getirdi. 33 yaşında. Daha önce hiç teknik direktörlük yapmamış. Kasımpaşa’da analiz sorumluluğundan yardımcı antrenörlüğe yükselmiş, Çorum FK ve Eyüpspor’da asistan olarak sahayı tanımış bir isim. Ve İstanbulspor ona beş yıl verdi.
Kanbak, göreve başladığı ilk röportajında şunları söyledi: “Buraya geldiğimizde kendimizi çok yoğun bir maç trafiğinin içerisinde bulduk. O yüzden ilk dokunmak istediğimiz şey mental anlamda, zihinsel anlamda dokunuşlardı.”
Taktik değil, zihin. Şema değil, duygu. Kırılgan bir oyuncu grubuna ilk verilecek şeyin bir 4-2-3-1 olmadığını bilen bir adam. Bu, Türk futbolunun antrenörlük geleneğinde sık rastlanan bir başlangıç değildir. Çoğu teknik adam, görevinin ilk gününde bir sistem deklare eder, basın toplantısında hedef koyar, transferden söz açar. Kanbak, önce dinledi. Sonra “kendi oyununuzu oynayın” dedi.
Ertesi gün, Türkiye Kupası’nda Sarıyer’i 6-0 yendi. Futbolcular gol sevincinde ona koştu – 33 yaşındaki teknik adama. Bu sahne, ilerleyen haftalarda daha iyi anlaşılacak bir ilişkinin ilk karesidir.
Rangnick’in Gölgesinde Kendi Işığı
Kanbak’tan futbol referansları sorulduğunda Ralf Rangnick’i işaret etti. Liverpool’daki Klopp’u değil, Schalke’deki ve Leipzig’deki Rangnick’i. Bu tercih tesadüf değildir.
“Klopp’un çalıştığı takımlar üst seviye olduğu için orada o işleri çıkarmak daha kolay oluyor. Rangnick’inki daha değerli gibi” – bu cümle, Kanbak’ın kendi hikâyesini nasıl konumlandırdığını açık eder.
O da bir Rangnick’tir: sınırlı kaynaklarla, gösterişten uzak, sürecin kendisine yatırım yapan biri. Agresif baskıyı, Gegenpress’i seven ama bunu bir fetişe dönüştürmek yerine takımın mevcut reflekslerine entegre eden bir yaklaşım.
İstanbulspor’un Kanbak öncesi oynadığı futbolla Kanbak sonrası oynadığı futbol arasındaki fark, diziliş değişikliğinde değil tempoda gizlidir. Kanbak’ın takımı, özellikle ikinci yarılarda tempoyu yükselten, rakibin enerji düşüşlerini avantaja çeviren bir yapı sergiliyor. Adana Demirspor deplasmanında ikinci yarıda 5-1 kazanan takımla, Çorum’da 2-1 geriden gelip 90+7’de 3-2 kazanan takım aynı refleksin Ürünleridir: düşmemek. Yılmamak. Oyunu devam ettirmek.
Sayıların Söyledikleri
10 maçta 20 puan. Maç başına 2 puan ortalaması. Düşme hattına 1 puan uzaklıkta 15. sıradan play-offa 3 puan uzaklığa 11. sıraya yükseliş, matematiksel bir başarının ötesinde bir şeye işaret eder: istikrara.
Ama Kanbak’ın en çarpıcı istatistiği belki de en az konuşulanıdır. İstanbulspor’un kadro yaş ortalaması 23.21. Bu, Türkiye’nin ikinci ligindeki en genç kadrolardan biri. Kanbak, Fatih Karagümrük maçında 2009 doğumlu bir oyuncuyla sahaya çıktı.
Kupa maçlarında altyapı oyuncularını sistematik biçimde kullanıyor. “Sonuç odaklı mı gideceğiz, gelişim odaklı mı gideceğiz, bir karar vermek gerekiyor” diyor. “Ülkemizde gençlere şans verebilmek bazen cesaret istiyor.”
Bu cesaret sözcüğü, Kanbak’ın söyleminde tekrar eden bir motiftir. Ama onun cesareti, risk alarak parlak görünme türünden bir cesaret değildir. Sabrın, sürecin ve tutarlılığın kendisinin cesaret gerektirdiğini bilen bir adamın duruşudur.
Beş Yıl: Sabır Olarak Mimari
Türk futbolunda teknik direktör ortalama görev süresi, iyi niyetli bir tahminle altı ay civarındadır. İstanbulspor’un Kanbak’a beş yıllık sözleşme vermesi, bu bağlamda değerlendirildiğinde radikal bir karardır. Kulüp, bir sonuç değil bir süreç satın almıştır.
Kanbak bunu şöyle ifade etti: “İstanbulspor’u cazip kılan, inandığı, güvendiği ve bulduğu değerlere sabır göstermesi.” Bu cümlede gizli bir özeleştiri de var – Türk futbolunun geneline yönelik bir özeleştiri. Sabır göstermek, bu coğrafyada bir lüks olarak algılanır. Kanbak ve İstanbulspor, bunun bir lüks değil bir strateji olduğunu kanıtlamaya çalışıyor.
“Finansal anlamda çok fazla sıçramalar yapmamalıyız” derken de aynı dili konuşuyor. Transfer yapmış olmak için transfer yapmayan bir kulüp, gençlere şans veren bir teknik adam, 5 yıllık bir vizyon – bunlar, Türk futbolunun alıştığı sloganların değil, nadiren uygulamaya döktüğü ilkelerin dile gelmesidir.
Çorum, 90+7: Bir Karakter Portresi
13 Şubat 2026. Çorum deplasmanı. İstanbulspor 26. dakikada Krstovski’yle öne geçti, ikinci yarıya 2-1 geride girdi. 61. dakikada Kanbak üçlü değişiklik yaptı. Phellipe Cardoso, Elvin Mendy ve Özcan Şahan’ı sahaya sürdü.
78’de beraberlik. 90+7’de, penaltıdan galibiyet.
Bu maç, Kanbak’ın İstanbulspor’unu anlamak için bir mikrokozmos sunar. Erken gol, düşüş, toparlanma, son dakika zaferi. Ama asıl okuma, 61. dakikadaki üçlü değişikliktedir. Bir teknik adam, arkasında yüzlerce maç deneyimi olmadan, deplasmanda, skoru kötüleşme riski pahasına üç oyuncuyu birden değiştiriyor ve bu hamlelerin üçü de çalışıyor. Bu, ya olağanüstü bir şanstır ya da oyuncularını – ve onların kapasitelerini – gerçekten bilen bir adamın kararıdır.
Phellipe’nin penaltı sorumluluğunu üstlenmesi, uzatma dakikalarında o topu alıp noktaya koyması – bu, teknik direktörüne güvenen bir oyuncunun eylemidir. Güven, idmanda kazanılır. İdmandaki güven ise, teknik adamın takıma nasıl dokunduğuyla ilgilidir. Kanbak’ın ilk dokunuşunun zihinsel olduğunu hatırlayın.
Henüz Yazılmamış Sayfalar
Barış Kanbak’ın İstanbulspor hikâyesi henüz başındadır. 10 maç, bir kariyer anlatısı kurmak için yeterli değildir – ama bir dil kurmak için yeterli olabilir. Ve Kanbak, İstanbulspor’da tam olarak bunu yapıyor: bir dil kuruyor.
Bu dil, agresif baskıdan söz eder ama bağırmaz. Gençlere güvenir ama bunu bir slogan yapmaz. Sabirdan bahseder ama pasif değildir. Rangnick’i referans alır ama taklit etmez. Türk futbolunun kronik sorunlarını teşhis eder ama şikâyete sığınmaz.
33 yaşında, 99 yıllık bir kulübün başında, 1. Lig’in kaotik ortamında, sessizce bir şey inşa eden bir adam var. Sonuçları parlak ama asıl parlak olan, sonuçların arkasındaki düşünce yapısıdır.
Kanbak’ın hikâyesi, Türk futbolunun nadiren anlattığı türden bir hikâyedir: sessiz, düşünceli, sabırlı ve güzel.
