Beşiktaş 2-1 İstanbulspor (23.09.1956)

Stat: Mithatpaşa

Hakem: Zülbahar Sağnak

Beşiktaş: Varol, Ali İhsan, Kamil, Nusret, Celal, Eşref, Metin, Nazmi, Ercan, Recep, Bülent

İstanbulspor: Sabih Sünter, Erdoğan Tokol, Merih Üççetin, Salih Temizyer, Kenan Buharalı, Kadri Kartal, Kamil Cengiz, Yüksel Gözüpek, Aydemir Nemli, Kostas Kasapoğlu, İbrahim Toker

Goller: Dk. 21 Recep, Dk. 31 Ercan (Beşiktaş), Dk. 39 Kostas Kasapoğlu (PEN) (İstanbulspor)

Seyirci ve hasılat: 24680 kişi, 42734 lira

Doğrusu iki takım da sahaya gıcır gıcır, pırıl pırıl çıktılar. İstanbulspor’un kıyafetlerine hakim olan renk sarı, Beşiktaş’ın kine ise beyazdı. Her iki takımında ikinci renkleri siyahı pek az bırakmışlardı üstlerinde. Sanki bu yas rengini mümkün mertebe azaltarak «Bugün matemli çıkmayacağız sahadan» der gibiydiler…

İstanbulsporlu futbolcular halka buket buket çiçek attılar. Halkla haklı olarak İyi geçinmek istiyorlardı. Fakat maç esnasında, elinde bu buketlerden birini tutarak diğer eliyle ve diliyle İstanbulsporlulara lânet yağdıran birisini gözlerimle gördüm de, keşke serbest eli için de bir buket, acı ağzına da seker atsalardı dedim içimden… İşin doğrusu, bu işlerin ne çiçekle, ne şekerle halledileceği yok ya, her neyse..

Bilmem neden,  maç başlamadan herkesin üzerine İstanbulspor’un bu maçı kazanmak için çok iddialı olduğu havası sinmiş. Belki de yaptıkları kamp, oyuncuların verdikleri beyanatlar ve hocalarının yarıda ayrıldığı eski takımına karşı yeni takımıyla mahcup olmak istemeyişi filan… Bütün bunlar İstanbulspor’u ister İstemez iddialı kılıyordu. Beşiktaş İse, geçen haftaki puan kaybından sonra elbetteki dikkatli, temkinli olacaktı. Senelerce büyük takım olarak futbol piyasamızda söz sahibi olmuş bir takımın üzerine pek varmaya da gelmezdi.

Oyuna iki takım da, soyunma odaların da verilen son tenbihatın yalnız kalplerini tutuşturan kısımlariyle, yani azim ve irade ile giriştiler. «Behemehal yeneceksiniz»  denmişti onlara,.. Amma yenmek için yapılması gereken şeyleri, kendilerine verilen direktifleri, kafalarına yerleştirilenleri, kalplerinin çarpıntısından çok az futbolcu hatırlayabildi sahada.

USTA KAPTAN İŞ BAŞINDI

Tamamiyle denk geçen ilk yirmi beş dakikadan sonra kaleci Sabih’in yirmi beş metrelik kısa bir degajmanını yakalayan kaptan Recep, pek akıllı ve aşırma bir vuruşla ilk Beşiktaş gölünü atınca işler değişiverdi..

Zira, Siyah – Beyazlıların artık sakinleşen, rahatlayan kalpleri, kafalarının de işlemesine müsaade etti. Beşiktaş böylelikle hemen oyunda bir üstünlük kuruverdi. Nitekim,  otuz dördüncü dakikada Recep’ten Nazmi’ye, ondan Ercan’a geçen tap, Ercan’ın tam yerine atılmış temiz ve sıkı vuruşuyla İkinci Beşiktaş golü olarak ve adeta hasretle fileleri öpüverdi… Bundan sonradır ki «Evdeki hesap çarşıya uymaz» meselinin futbola da uygun olduğunu anlayan İstanbulsporlular, oyunu yavaş yavaş denkleştirip lehlerine bile çeviriverdiler. Bu arada, kırk ikinci dakikada Ali İhsan’ı aşan bir topu kovalayan İbrahim’i tekrar yetişen Ali İhsan yere yıkınca verilen yerinde penaltıyı Kasapoğlu  ilk ve son İstanbulspor golü olarak ağlara yolladı.

İKİNCİ HAFTAYIM

İkinci haftaymın büyük bir kısmına da gene İstanbulsporlular hakimdi. Güzel akınlar yaptılar. Birbirlerine İyi toplar geçirdiler. Fakat beraberlik golü onlara dargındı bu gün.

ŞIPITIK TERLİK GİBİ AYAKKABILAR

Maçın hikâyesinde, ayaklarından boyuna yarım konçlu Brezilyalıların fena taklit edilmiş ayakkabıları çıkan ve onları tekrar giymek için boşuna vakit geçiren futbolculardan bahsetmeden yapamayacağım. Hatta bir seferinde hakem bile, oyuncu ayakkabısız gayri nizami sayılacağından, oyunu durdurup, başında, giyilinceye kadar beklemeğe mecbur kaldı. Ayakkabı, futbolcunun silâhıdır. Biran bile silâhından uzak kalmamalı futbolcu… Şıpıtık terlik gibi habire ayaktan fırlayan futbol ayakkabısı, gülünç oluyor doğrusu…

OF! HAKEM,

İkinci haftaym ortalarında topa vurmak üzere olan Beşiktaşlı Metin, birdenbire önünde hakem Zülbahar’ı görünce «Of! Hakem» diye bir nâra attı. Herhalde bu of, Bizi yaktın filân manasına olmayıp, çabuk çekilip önünü açması için bir ihtardı. Belki de dışarı: manasına gelen İngilizce «Off» tu… Zira hakem dünkü maçta, asla Beşiktaşlılar  Of! dedirtecek bir şey yapmadığı gibi 26 ncı dakikada Aydemir’den Yüksel’e uzatılan nefis bir pası kovalaya kovalaya on sekizin içine giren bu oyuncu biçildiği zaman hakiki bir penaltıyı vermeyerek Beşiktaş’a «Oh» bile dedirtti.

Kısacası, of veya ah’lar içinde bu maç da böyle bitti gitti.

TAKIMLAR

Beşiktaş takımının 4 en geri adamı yani Varol, Kâmil, A. İhsan ve Metin için rahatça başarılıydılar diyebiliriz. Yan hatlardan Celâl, daha ziyade ofansif çalışmayı seven ve top ayağına geçince daha kıymetlenen bir istidat, Eşref ise zaman zaman “Başkadır su Eşref’in hâli” dedirtecek kadar iyi, zaman zaman da “Ne olmuş bu çocuğa” dedirtecek kadar tereddütlü  kararlar verdirdi bize. Forvet, asla dizildiği gibi kalmadı, Boyuna yer değiştirdiler. Fakat buna katiyen deplâsman yaptılar diyemeyiz. Zira çok kere aynı yerde iki oyuncunun oynadığını gördük. Beşiktaş forvetindeki değişiklikler daha ziyade takım değişmesi gibiydi.

Bek Kamil, gayet sade, fakat sağlam oyunu ile yapamayacağı hareketlerden daima kaçınıp, yapabileceği emin hareketleri tercih ederek tehlikeleri uzaklaştırdı durdu. Gösterişsiz fakat pek faydalı idi. A. İhsan, kendi parlak günlerini asla unutmayacaklara dünkü güzel oyunu ile güzel bir müjde verdi. «Öyle santrhaf kolay yetişmez» diye her zaman onu övenler kendileriyle aynı fikirde olmayanları dün tribünlerde arayıp “nasılmış” diyebildiler.

Biraz soluk alınca nefis sürüşler yapan, enfes paslar atan, yılan gibi sahada kayan, vurduğu toptan ses getiren Recep! Seyirciler, futbol sevenler seni doksan dakika seyretmek istiyorlar bilmiş olasın…

Oyun değil mi? Futbolun da kumara benzer tarafları var. Kumarda ya çok kazanmış ya da çok kaybetmiş, serbest oynar. İstanbulspor da iki gol yiyip artık kaybedecek fazla bir şey olmadığını anladıktan sonra serbest oynamağa başladı. Böylelikle iki yan haf Kâmille, Erdoğan, sadece müdafaanın adamı olmadıklarını hatırlayıp forvete güzel toplar vermeğe başlayınca, oyunları müessir bir hal alıverdi. Geride Sabih, ya fazla heyecanlı olduğundan, ya’da başka bir sebeple azıcık kendine güvenini kaybetmiş gibiydi. Sağ bek Kenan ve orta haf Kadri, sol bek Merih iyi çalışıştılar..

Aydemir’in oyunu da dün tıpkı tıpkısına Beşiktaş kaptanınınkinin eşiydi denilebilir. Zaman zaman bir parlayış,.. Hem de ne parlayış.. Sonra da bir sönüş.. Hem ne sönüş.. İki İstanbulsporlu açık da oyuna  tesir edebilecek pek az müessir hareket yapabildiler.. Sabih sadece iyi topa vuran ağır bir oyuncu olarak gözüktü. İbrahim’in ise bazı Allah vergisi üstün meziyetlerine rağmen futbol, tekniğinin temeli bir hayli cılız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir