Çarli Yılmaz: Yılmaz Şen

1943 yılında İstanbul’da doğan Yılmaz Şen, futbola da ufak yaşlarda başladı. İstanbul Amatör Küme’de Yaylaspor forması altında çıkardığı müthiş maçlar sırasında birçok takımın ilgisini çekti. Futbol dünyasına birçok yeteneği kazandıran Ali Mortaş, böylesi bir cevheri çok geçmeden gördü ve keşfetti. Uzun boylu, çabuk, her iki ayağına da hâkim, hava toplarındaki büyük üstünlüğüne eklediği hamle ve zamanlama doğrularıyla kendine has bir futbolcu tipi çizen bu genç adam, İstanbulspor’un yolunu tutmuştu. İstanbulspor’dan yetişen diğer oyuncular gibi Ali Mortaş’ın eğitiminde geçen yıllarda, Yılmaz Şen halihazırdaki yeteneğinin üzerine yeni futbol doğrularını ekleyerek kendini daha da geliştirmişti. 1962 yılında geldiği İstanbulspor’da çok iyi maçlar çıkaran Yılmaz, Fenerbahçeli yöneticilerinde dikkatini çekmişti ( İstanbulspor A takımında 83 maç, 3 gol). Daha önce Ali Mortaşı’n talebelerinden Nedim Doğan ve Ercan Aktuna ya sarı-lacivertli formayı giydiren ve onların mezun olduğu okulun kalitesini gayet iyi bilen sarı-lacivertli yöneticiler, bu genç ve dinamik oyuncuya teklif götürmekte gecikmedi. Gönlü zaten sarı-lacivertli renklere kayan Yılmaz Şen Fenerbahçe’ye gitme kararlılığını futbolu Fenerbahçe’de bırakarak kanıtladı.

Yılmaz Şen (sol başta) İstanbulspor Genç Takımında.

1965-66 sezonu Fenerbahçe için tam bir hayal kırıklığıyla kapanmıştı. Şampiyon Beşiktaş’ın 16 puan gerisinde, ayrıca Galatasaray ve Gençlerbirliği’nin ardında ligi 4. sırada bitiren Fenerbahçe için bu durum kabul edilemezdi. Ertesi sene takımda revizyona gidilirken, takımın başına Abdullah Gegiç getirildi. Az önce adını andığımız genç yetenek Yılmaz da işte bu dönemde Fenerbahçe’ye transfer oldu. O sene bir önceki sezondan daha iyi tablo çizen Fenerbahçe, toparlanan defansıyla ve genç Yılmaz’ın oynadığı 30 maçta gösterdiği inanılmaz performansla neredeyse ipi göğüsleyecekken ligin bitimine bir hafta kala talihsiz bir biçimde Vefa’ya 2-0 yenilerek şampiyonluktan oldu. Fakat Fenerbahçe’deki olumlu değişim ve genç Yılmaz’ın özverili oyunu bir sonraki sezon için umut vaat ediyordu.

Ertesi sezon takımın başına eski çalıştırıcı Molnar geldi ve Feriköy karşısındaki ilk maç 3-0 kazanıldı. Bu galibiyetle lige hızlı bir giriş yapan Fenerbahçe, sezon sonunda da gülen taraf oldu. Üstelik sarı-lacivertliler bir rekorla kapatıyorlardı sezonu. Şampiyonluk Kupası, Balkan Kupası, Spor-Toto Kupası, Türkiye Kupası ve Cumhurbaşkanlığı Kupasını kaldırarak tam beş kupanın sahibi oluyorlardı Futbolda kaide gibidir, başarılarda her zaman golcüler ön plana çıkar; ama o sezonun kahramanlarından biri de gözünü budaktan sakınmayan futboluyla Yılmaz Şen’di.

İlk kez A milli formayı 30 Mayıs 1966’da giydi Yılmaz Şen. Kopenhag’da Danimarka’ya karşı oynanan maç 0-0 biterken, Yılmaz Danimarkalı forvet Tharst’a adım attırmayarak sonuçta önemli pay sahibi oldu. Ama en önemli milli performansını Moskova’da Sovyetler Birliği’ne karşı gösterdi. Rakibin Banişevski, Mairlev, Strelzov ve Vişeveşden kurulu hücum hattına Ali Artuner, Talat Özkarslı ve Ercan Aktuna’yla beraber “dur” diyen adam oldu. 2-0 kazanılan maçta rakibin yağmur gibi gelen akınlarına her zaman olduğu gibi cansiperane bir şekilde karşı konmuş, ilk önce Fevzi Zemzem daha sonrada Ayhan Elmastaşoğlu’nun bulduğu gollerle deplasmanda çok güçlü bir ekibe karşı büyük bir zafer kazanılmıştı. Yılmaz Şen toplam 20 defa A Milli (2’si İstanbulspor forması ile,27.09.1964 Polonya, 09.10.1964 Çekoslavakya), 10 defada Ümit Milli (6’sı İstanbulspor forması ile, 30.05.1964 İngiltere, 07.06.1964 Tunus, 11.06.1964 Cezayir, 24.10.1964 Romanya, 20.04.1966 İngiltere, 30.05.1966 Danimarka) oldu.

Milli takımdaki İstanbulspor’lular. Ercan Aktuna, Yılmaz Şen, Bilge Tarhan, Yalçın Saner

Bekleneceği gibi Fenerbahçe taraftarının da sevgilisiydi Yılmaz Sen… Nasıl olmasın ki? Taraftarın her zaman en sevdiği oyuncu tipi değil midir her şeyini vererek oynayanlar, kafası patlasa da, çatlasa da oynayacağım diye ayak direyenler? İşte Yılmaz da onlardan biriydi. Oyunda tatlı sertti bütün yeteneğine rağmen iş rakibi durdurmaya gelince ekstraları da devreye sokardı! Rakibi sinirlendiren bir oyun anlayışı vardı, oyunun içinde rakibini iyice bunaltır ve kendisine sinirlenen rakibin ters bir hareketle kart görmesine veya takımını eksik bırakmasına bile neden olurdu. Öyle ki Türk futbolunun en efendi futbolcularından olan rahmetli Metin Oktay bile ömründe gördüğü ilk ve son kırmızı kartı onunla girdiği bir ikili mücadele sonunda almıştı. Onların mücadelesini canlı gözle izleyenlerin tespitine göre, saha içinde birbirinden bu kadar nefret eden iki oyuncu daha olmadığı bile söylenir.

Sarı-lacivertli forma altında Didi’yle beraber şampiyonluk yaşar Yılmaz Şen ve her fotoğrafta sanki Didi’nin yardımcısı gibi durur. Gerçekte de öyledir saha içinde, Didi’nin en büyük yardımcılarından biridir. Ve gariptir ki çift lakabı olan ender futbolculardan biridir Yılmaz Şen. Hem “Jilet Yılmaz’dır, hem de “Çarli” Yılmaz.

Yılmaz Şen, Fenerbahçe’de futbolu bıraktığı 1976 yılına kadar 407 maçta forma giydi ve 5 lig şampiyonluğu, 2 Türkiye Kupası, Balkan Kupası, Spor-Toto Kupası ve Cumhurbaşkanlığı Kupası sevinci yaşadı. Fenerbahçe’nin unutulmaz kaptanlarından Nedim Doğan oynadıkları dönemde savunma oyuncularının kalitesinden ve onlara karşı oynamanın zorluğundan bahsederken örnek olarak onu verir ve der ki: Yılmaz diye bir kardeşimiz vardır, mümkün değil rahat oynamanız. Antrenmanlarda bile bir yapışır, tuvalete gitseniz sizinle beraber gelir.

Unutulmaz oyuncuların en büyük alameti farikası unutulmaz maçlar çıkarmaları, performanslar göstermeleridir galiba. Yılmaz Şen denilince tevellüdü yeten herkesin aklına Fenerbahçe formasıyla çıkardığı inanılmaz performanslar gelir ki, bunlar hiç de yabana atılır cinsten değildir. 30 Mayıs 1968’de bin bir gerginliğin yaşandığı bir dönemde, 9 ay gecikmeyle oynanan Balkan Kupası finalinde AEK’nın güçlü kadrosu karşısında alınan 3-1’lik galibiyette büyük payı vardır Yılmaz’ın. Hem AEK’li forvetleri durdurur hem de takımının ikinci golüne imza atar. Bu bir Türk takımının Balkan Kupası’nı ilk kucaklayışı olur.

Ardından aynı sene oynanan unutulmaz iki Manchester City maçı gelir. Özellikle Manchester’da ve neredeyse tek kale oynanan maçta, uçanı, kaçanı ve hatta kaçanın gölgesini de yakalayan kaleci Yavuz Şimşek’le beraber her şutun önüne atlayan, her hava topuna zıplayan, her tekmeye kafa uzatan Yılmaz Şen gerçek bir kahraman olarak öne çıkar. Aynı Yılmaz Şen, İstanbul’daki rövanşta erken yenen gole rağmen moralini bozmaz ve İngiltere şampiyonunun Summerbee, Young ve Coleman’dan kurulu forvet hattını defanstaki diğer arkadaşlarıyla beraber adeta kurutur. Takım arkadaşları Abdullah Çevrim ve Ogün Altıparmak da bu direnci desteklercesine golleri atınca, Türk tutbolunda uzun yıllar anlatılacak bir efsaneye imza atmış olurlar. Ne var ki şanssızlık, bir sonraki turda karşılarına o sene finali oynayıp Milan’a 4-1 yenilen “Sarı Fare” Cruytfun Ajax’ını çıkarınca ikinci turda elenirler.

Öyle düz bir oyuncu değildir Yılmaz Sen. Kazandığı ya da kestiği bir topu hiçbir zaman alelade vurup uzaklaştırmayı tercih etmez, tekniği iyi olduğu ve her iki ayağını da mükemmelen kullanabildiği için, oyunu kurmayı veya boşa kaçan takım arkadaşına pas atmayı tercih eder. Göze hoş gelen hareketlerle de seyirciyi coştururdu. Son adam olarak kestiği bir topu kalecisine verecekmiş gibi yapıp, forvet oyuncusunu kaliteli bir çalımla ekarte edip seyircinin seyir zevkini de okşardı. Onca sertliğe rağmen çok estetik bir futbolcuydu Yılmaz Şen ve hak ettiği alkışı da alırdı. Ritüel haline getirdiği en büyük hususiyetlerinden biri, maç öncesinde rakibin moralini bozmaktı. Seremoniden önce takımlar hakemin arkasına dizildiğinde, topu önce ayağıyla saydırır, daha sonra kafasına alıp birkaç kez de kafasında sektirir, hakem santraya yürürken topu kafasında durdurur ve santraya kadar düşürmeden o şekilde yürürdü. Bir başka adamdı Yılmaz Şen, herkes futbol oynarken o futbolu yaşardı. Fakat futbola gösterdiği ihtimamı kendine göstermedi, erken ayrıldı aramızdan. 14 Temmuz 1992 tarihindeki gidişi, hiç hesapta olmayan bir kayıptı, iyi bir futbolcunun, iyi bir adamın erken vedası olarak hafızalara not düşüldü.

Yılmaz Şen’i saygı ile anıyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir